Ana Sayfa Kategori 1 Kategori 2 Kategori 3 Kategori 4 Kategori 5
29 Ağustos 2014 Cuma

(Toplam 6028 kez okundu)

Kanser Türleri


Bu bölümde başlıca kanser türlerini inceleyeceğiz. Testis kanseri, prostat kanseri, meme kanseri, rahim kanseri, mide kanseri gibi belli başlı kanser türlerini teşhis, tedavi ve belirtiler gibi açılardan inceleyeceğiz.


AĞIZ KANSERİ

Ağız kanserlerinin sıklığı ve ciddiyeti Ağız kanserlerinin çoğunluğu 45 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla 2 kat fazladır.

Ağız kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla; dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleridir. Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabilir. Diş hekimine düzenli aralıklarla gidilmesi ağız kanserlerinin erken dönemde yakalanması açısından da önemlidir.

Dudak, dil, dişeti ve ağız tabanı kanserleri ağız kanserinin en yaygın türleridir.

Nadiren yanak içi veya damak bölgelerini de içine alır. Tükürük bezlerinin birinde başlamış olabilir veya boğaz veya burun gibi ağız çevresindeki bölgelerden ağıza yayılmış olabilir.

Kanserin birçok türünde olduğu gibi yine tedaviden en fazla faydayı sağlamak, kanserin vücudun diğer kısımlarına yayılmasını önlemek ve yüzde oluşabilecek şekil bozuklukları ile konuşma zorluğunu engellemek amacıyla erken teşhis önemlidir.

Kanser araştırma kurumları tarafından toplanan istatistiklere göre ağız kanseri erkeklerde Kadınlara oranla iki kat daha yaygındır. 40 yaşını aşmış insanlarda görülme olasılığı da daha fazladır. Ancak son zamanlardaki araştırmalar bu hastalığın genç hastalarda ve kadınlarda gittikçe daha yaygın hale geldiğini ortaya koymaktadır.

İngiltere’de teşhis edilen 4.300’ü aşkın yeni ağız kanseri vakası vardır ve her yıl bu hastalıktan hayatını kaybeden 1.700’den fazla insan bulunmaktadır.

Belirtiler

Uzun süredir ağızda bulunan ve geçme belirtisi göstermeyen şişlik veya lekeler bir doktor (Genel Cerrah, diş hekimi veya sağlık uzmanı) tarafından kontrol edilmelidir. Aynı şekilde ağız içi veya dudaktaki ağrı vermese de iyileşmeyen herhangi bir çatlak, şişlik veya ülser muayene edilmelidir.

Gelişen bir tümör ağrı vermeyebilir ancak yayılarak kanamaya sebep olabilecek ülserler oluşturabilir. Dil kanseri çoğunlukla acı verir ve dilin anormal bir şekilde sert ve bükülmez olmasına neden olur. Düzgün konuşma veya yutkunma zorluğu ve uyuşmuşluk hissi görülebilir.

Ağız içinde sürekli beyaz lekeler (lökoplaki) veya kırmızı lekeler (eritroplaki) ortaya çıktığında bu lekeler öncü kanser koşulları (ardından kanser görülmesi muhtemel koşullar) olarak onaylanabileceğinden doktor veya diş hekimlerinin dikkatine sunulmaları gerekir.

Nedenler

Ağız kanseri çoğunlukla tütün kullanımı ile ilgilidir. Sigarayı bırakıp pipoya veya puroya geçmek veya enfiye ya da ağızdan alınan tütün riski azaltmaz. Katran miktarı daha düşük olan veya ‘light’ sigaralar da işe yaramaz. Bir miktar tütünü ağızda bir noktada uzun süre tutmak da çok tehlikelidir. Bu durum çoğunlukla öncü kanser koşulu olarak kabul edilen lökoplakiye neden olur (bakınız Semptomlar). Ağız kanserinin gelişimini tetikleyen diğer faktörler arasında:

• Özellikle sert alkollü içkiler olmak üzere aşırı alkol tüketimi,
• Alkol ve sigarayı bir arada kullanma,
• Yerine oturmayan takma dişler,
• Özellikle dişler pürüzlü veya sivri uçlu olduğunda yetersiz bakım yapma,
• Dişteki herhangi bir keskin kenardan ötürü dilin sürekli tahriş olması ve
• Arek (betel) cevizi veya betel yaprağı (felfelek) çiğnemek – Bangladeş gibi belirli kültür grupları arasında oldukça yaygın bir alışkanlıktır.

Sigara dumanındaki kanser üreten maddelerin (kanserojen maddeler) vücuda alınması alkol ile daha da arttığından, alkol ve sigara dumanının bir araya gelmesi önemli bir nedendir.

Teşhis

Bir ay içerisinde geçmeyen ağızdaki herhangi bir şişlik veya doku değişikliği doktora bildirilmelidir. Düzenli kontroller esnasında dişçiler de ağız kanserlerine yönelik muayene yapabilmektedir.

Görsel muayene genellikle atılacak ilk adımdır, bunun ardından hastalıklı bölgeye dokunulur, şişlik veya ülser yada çatlak gibi öteki sıra dışı belirtiler yoklanır. Örneğin herhangi bir şişlik veya ülserin ne kadar süredir var olduğu, ağrı veya kanama olup olmadığı ve yutkunma Veya konuşmada güçlük yaşanıp yaşanmadığına yönelik olarak hastanın ağız sağlığı geçmişi hakkında kendisiyle görüşmek de yararlı olabilir.

Küçük bir biyopsi (analiz etmek amacıyla az miktarda doku almak) teşhisi doğrulayabilir. Kanserin boyutunu belirlemek ve kemikleri veya diğer bölgeleri etkileyip etkilemediğini öğrenmek üzere Röntgen ve CT taramaları da faydalı olabilir.

Tedavi

Tedavi genelde tüm kanserli dokuların cerrahi müdahale ile çıkartılması, ışın tedavisi (kanser hücrelerini yok etmek için radyasyon kullanma), kemoterapi (kanserle savaşan ilaçlar kullanma) ya da bu yöntemlerin hep birlikte kullanılmasından oluşur. Bazı ağız kanseri türlerinde Foto dinamik terapi (PDT) denilen yeni bir tedavi de kullanılmaktadır. Bu tedavide kanser hücreleri yok etmek için lazer ışını ve ışığa duyarlı bir ilaç kullanılır.

Ağız kanseri erken tedavi edildiğinde iyileşme olasılığı yüksektir. Ameliyat sonrasında yumuşak dokuda veya deride bir takım rekonstrüktif ameliyat gerçekleştirmek veya kemikleri Protezler (yapay yedek parçalar) ile değiştirmek gerekli olabilir. Tedavide ağızları değiştirilen hastaların onarıcı dişçilik, konuşma terapisi ve beslenme danışmanlığı hizmeti almaları gerekebilir. Tedavi sonrası konuşmaları veya görünümleri değişen kişiler ve yahut da tedaviyi özellikle stresli bulan kişiler için psikolojik destek de gerekli olabilir.

 

TESTİS KANSERİ

19–44 yaşları arasındaki genç erkekleri etkileyen en sık rastlanılan kanserdir. Erken teşhis tedavi için büyük önem taşır. Erkeklerde görülen kanserlerin %1 ini oluşturur. Her yıl 100.000 kişiden 3 ünde testis tümörü saptanır. 20–40 yaşları arasında ise bu oran 100.000 de 6 ya çıkar. Kafkasyalı erkeklerde görülme sıklığı diğer erkeklere oranla daha fazladır. Olguların yaklaşık % 95 inde tümör doğrudan sperm üreten dokudan kaynaklanır.

Nedenleri

Bu kanserin nedenleri bir erkeğin diğerine göre neden daha fazla risk taşıdığı tam olarak bilinmemektedir. Kalıtsal olabilir. Her ay kontrol ediniz.

Sıcak bir banyo ya da duştan sonra kontrol etmeniz gerekenler:

Testislerinizi bir veya iki elinizle teker teker muayene edebilirsiniz. Skrotumu tümüyle avucunuza alın ve bir değişiklik var mı kontrol edin. Baş parmak üstte olmak üzere testisinizi baş ve işaret parmağınızın arasına alın, yumuşak hareketlerle testisi parmaklarınızın arasında yuvarlayın, içinde veya yan tarafında herhangi bir kitle elinize geliyor mu diye bakın. Testisin üst tarafında epididimis vardır, elinizi üste kaydırarak bu bölgede şişlik var mı diye bakın.

Bir testisin diğerinden hafif büyük olması normaldir. Testisin düzgün ve sıkı olması gerekir. Kenarlarında tümsekler, kitle hissi var ise doktorunuza başvurun. Muayene için en uygun zaman duş veya banyo sırasıdır. Ilık su skrotum üstündeki deriyi gevşetir, muayene kolaylaşır.

•Testiste şişlik
•Testis üzerinde bezelye şeklinde şişlik
•Şiddetli bir ağrı
•Testis ya da testis torbası çevresinde ağrı hissi

Alınabilecek önlemler

En ideal önlem her ay kendi kendine yapılan kontroldür. İlk olarak, testislerinizde bir anormallik hissettiğinizde doktorunuza danışın. Kontrolü banyo ya da duştan sonra yapmak en doğrusudur. Ereksiyon sırasında yapılacak bir kontrol uygun olmayacaktır.

Belirtiler

•Herhangi bir testiste kitle veya büyüme
•Skrotumda ağırlık duygusu
•Karında veya karında ağrı
•Skrotumda sıvı birikmesi
•Testislerin birinde veya skrotumda ağrı
•Seyrek olarak human chronic gonadotropin (HCG) artışına bağlı olarak göğüslerde büyüme ve hassasiyet.

Eğer bunlardan herhangi biriyle karşılaşırsanız ya da endişelenir her şeyin yolunda olduğuna dair birilerinin güven vermesine ihtiyaç duyarsanız kontrol edilmek üzere doktorunuzla görüşün.

Teşhis ve tedavi

Doktorunuz testis kanserini teşhis etmek için testislerinizi kontrol eder ve herhangi bir şişlik olup olmadığını saptar. Doktorunuz tedavi için sizi bir hastaneye gönderir, ultrason taraması ile testislerinizdeki herhangi bir değişiklik ortaya çıkar.

Eğer size testis tümörü tanısı konursa üroloji uzmanı orşiyektomi (testisinin çıkartılması işlemi) ye başvurulur. Testisiniz doku testi yapılmak üzere laboratuara gönderilir. Eğer tümör düşük dereceli ise gözetim altına alınırsınız. Eğer tümör ilerlemişse kemoterapi yada bazen radyoterapi kullanılabilir.

Testislerin temizlenmesi ne seks yaşantısını nede baba olma olasılığını etkilemez.

 

RAHİM KANSERİ

Kadınlarda en sık görülen kanserler arasında dördüncü sıradadır. En sık görülen kadın üreme sistemi kanseridir. Rahim kanseri genellikle menopoz sonrası yıllarda ortaya çıkmaktadır. Genellikle 40-60 yaşları arasındaki kadınlarda görülür.

Rahim kanseri denildiğinde rahim içini döşeyen endometriumdan ( rahim iç zarı) kaynaklanan kanserler anlaşılır. Endometrium kanseri de bir diğer adıdır. Rahim kanseri endometrium dokusunda geliştikten sonra kadın üreme sisteminin diğer organlarına da yayılma eğilimindedir. İlk önce rahim ağzı ( serviks) ve tüplere ve yumurtalıklara doğru yayılır. Daha ilerlemiş hastalık durumlarında lenfatik damarlar aracılığı ile vücudun diğer bölümlerine atlar.

Risk Faktörleri:

• 60 yaş üstünde olmak,
• Şişmanlık,
• Progesteron içermeyen, sadece estrogenleri içeren hormon ilaçlarının uzun süre kullanımı,
• Adet kanamalarının küçük yaşlarda başlayıp ileri yaşlarda menopoza girilmesi,
• Doğum yapmamış olmak,
• Kendisinde veya ailesinde kalın barsak kanseri veya meme kanseri öyküsünün varlığı
• Tamoksifen (meme kanseri tedavisinde kullanılan bir hormon ilacı) kullanımı,
• Diyabet (şeker hastalığı),
• Hipertansiyon (tansiyon yüksekliği),
• Adet düzensizlikleridir.

Şikayetler:

Rahim kanserinin ilk bulgusu menopoz sonrası vajinal kanamadır. Hala adet görmekte olan kadınlarda ise düzensiz adet kanamaları şeklindedir. Menopoz sonrası kanaması olan veya 40 yaş sonrası artmış vajinal kanama şikayeti olan tüm kadınların rahim kanseri olma olasılığına karşı doktora başvurması gerekmektedir. Ayrıca periyodik jinekolojik muayeneler sırasında transvaginal ultrason ile rahim iç zarı (endometrium) kalınlığı ölçümüde rahim kanseri hakkında fikir verebilmektedir. Menopoz sonrası yıllarda kalınlaşmış bir endometrium kanser açısından değerlendirilmelidir. Pap-smear testi rahim kanseri erken tanısında kullanmaya elverişli bir test değildir.

Tanı:

Rahim kanseri tanısı rahim içersinden parça alınması ( probe küretaj veya fraksiyone küretaj) ve bu parçanın patoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi ile konur. Patolojik değerlendirmede rahim kanseri tanısı konmuşsa, kanser hücrelerinin davranış potansiyelini gösteren hücresel grade belirtilir. Bu aşamadan sonra rahim kanserinin yayılma derecesini saptamak için ek tetkikler yapılabilir.

Tedavi:

Rahim kanserinin tedavisinde cerrahi olarak rahmi almak ( histerektomi) temel prensiptir. Operasyon sırasında hastalığın yaygınlığını saptamak amacıyla karın içersinden örnek alınır. Tüpler ve yumurtalıklar çıkartılır. Bunlara ilave olarak alt karın bölgesi ve aort etrafındaki lenf bezlerinden örnekler alınır. Ameliyat sonrasında çıkartılan tüm parçalar patolojik değerlendirmeye alınarak hastalığın yaygınlığı saptanır.

Eğer kanser rahim dışarısına yayılmamışsa histerektomi tam kür sağlar. Ancak başka organlara veya lenf dokularına da yayılmışsa ek bir tedavi gerekecektir. İlerlemiş rahim kanserlerinde cerrahiden sonra radyasyon (ışın) tedavisi uygulanmaktadır. Çok özel bazı durumlarda ilaç tedavisi ( kemoterapi) rahim kanseri tedavisinde kullanılmaktadır.

Rahim kanserine karşı en iyi savunma erken tanıdır.

Rahim kanserinde erken tanı için öneriler;

1- 40 yaşın üstündeki bir kadında rahim ağzı smear’lerinde normal görünümlü bile olsa endometrial hücreler veya atipik glandüler hücreler saptanırsa endometrial biopsi (kürtaj)yapılmalıdır.
2- Menopoz sonrası herhangi bir kanamada veya menopoz öncesi şiddetli veya düzensiz kanamada endometrial biopsi ve endoservikal küretaj yapılmalıdır.
3- Yüksek riskli kadınlarda rutin endometrial sitoloji önerilmektedir.

Korunmak için sonuç olarak;

Aşırı kilo alımının engellenmesi, karşılıksız östrojen alınmaması ve kanserleşme potansiyeli olan rahim hastalıklarının uygun tedavi edilmesi gerekiyor.

 

PROSTAT KANSERİ

Prostat kestane boyut ve şekillerinde bir salgı bezidir. Mesanenin altında, rektumun (makat) önünde yer alır. Prostatın tam merkezinden üretra denilen mesaneden idrarı boşaltmaya yarayan kanal yer alır. Ejekülasyon (cinsel boşalma) sırasında prostatı çevreleyen kaslar seminal sıvıyı üretraya doldurur. Seminal sıvı üretra boyunca penis ucuna kadar gelerek buradan dışarıya akar.

Prostat kanseri erkeklerde en sık tanı konulan kanserler arasında ikinci sırada (deri kanserinden sonra) yer almaktadır. Kanserin yol açtığı ölüm nedenleri arasında da prostat kanseri ikinci sıradadır (akciğer kanserinden sonra). Ancak bu hastalık sadece son zamanlarda toplumun dikkatini çekmiştir.

Prostat kanseri ileri yaştaki erkeklerde çok sık görülür. Erkeklerin daha uzun yaşaması ve prostata özgü antijen (prostate-specific antigen: PSA) gibi yeni saptama yöntemlerinin uygulanması daha fazla prostat kanseri vakasının belirlenmesini sağlamaktadır

Prostat bezi erkeğin üreme sisteminin bir parçasıdır. Asıl işlevi spermi taşıyan semen için sıvı üretmektir. Prostat kanseri çoğunlukla prostat bezinin dış bölümünde ortaya çıkan habis bir tümördür. Zamanla prostat içinde yayılabilirve vücudun başka bölümlerine metastaz (yayılma) görülebilir.

Risk Etmenleri:

• Yaş: Prostat kanseri riski elli yaşın üzerindekilerde hızla artmaktadır. Prostat kanseri vakalarının % 80'i 65 yaşın üzerindeki erkeklerdir.
• Irk: Beyaz ırktan Amerikalılar'a göre Afrika kökenli Amerikalılar'da prostat kanseri riski daha yüksektir.
• Aile Öyküsü: Prostat kanserine ilişkin aile öyküsü (prostat kanseri olan bir baba ya da kardeş) hastalık riskini artırır.

Prostat Kanserinin Nedenleri Nelerdir?

Prostat kanserinin nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Bazı araştırıcılar aşırı yağlı yiyecekler gibi çevresel faktörlerin etkisi olabileceğini düşünürken, bir başka grup araştırıcı prostat kanserinin genetik (kalıtsal veya ailevi) nedenlerle gelişebileceğini öne sürmektedir. Nedeni ne olursa olsun, prostat kanserinde bugün için kabul edilen en önemli risk faktörü yaşlanmadır. Prostat kanseri gelişme riski 50 yaşından sonra artmaya başlar.

Belirtileri

Prostat kanserinin çoğunlukla belirtisi yoktur fakat meydana geldiğinde içeriği:
• Oldukça sık tuvalete gitmek
• Sıklıkla tuvalete gidildiğinden uykuda rahatsızlık
• İhtiyaç giderilirken zorlanmak ya da acı duymak
• İhtiyaç giderilmede gecikme ya da kararsızlık
• Mesanenin tamamen boşalmadığı gibi bir his

İlerlemiş prostat kanserinde meydana gelenler:

• Kilo kaybı
• Kemik ağrısı
• Bel, pelvis ya da sırt ağrısı
• İdrarda ya da menide kanama

Prostat kanserinin saptanmasında ve saptandıktan sonra kanser gelişiminin izlenmesinde, hekim tarafından yapılan rektal muayene ve bir kan testiyle prostata özgü antijen ölçümünden yararlanılabilir. PSA düzeyi prostat kanseri olasılığını belirler, ancak tek başına PSA düzeyleri ile kesin tanı konulamaz. Bunun için prostat bezine biyopsi uygulanması gerekir.

Kim etkilenir?

Prostat kanseri Avrupa ülkelerinde erkeklerde en sık rastlanılan kanserdir.

Prostat kanserine yakalanma riski 50 yaş dolaylarında fazladır fakat daha ileriki yaşlarda da görülebilir. Prostat kanseri olan baba yada erkek kardeş varlığı, yakalanma riskini arttırır.

Tedavi ve önlem

Prostat kanseri olan erkekler için tedavi seçiminde, kanserin aşaması ve yaygınlığı; hastanın yaşı; başka tıbbi sorunların bulunma olasılığı ve tedavinin kısa ve uzun dönemdeki istenmeyen etkileri dikkate alınmalıdır. Her zaman olduğu gibi tedavi seçeneklerini doktorunuzla birlikte dikkatle gözden geçirin.

E vitamini, selenyum ve lykopene (domates) prostat kanserine karşı koruyucu özellikte olduğu düşünülmektedir. Tedavi prostat kanserinin türüne, yayılma hızına ve tedavinin yan etkilerinin ne şekilde hissedildiğine bağlıdır. Öneriler:

"İzleyerek Bekleme": Kanser çoğunlukla yavaş büyür ve erkeğin yaşamında önemli sorunlara yol açmayabilir. Bu nedenle hemen tedavi etmemek, zaman zaman tercih edilen bir seçenek olabilir. Uygun olduğunda seçilen diğer tedaviler uygulanmalı ve bunların yanı sıra kanser yakından izlenmelidir. Çok saldırgan bir tedavi, 75 yaşın üzerindeki erkeklerde önerilmeyebilir ve gerekli olmayabilir.

Ameliyat: Radikal postatektomide prostat bezi tamamen alınır. Bezin dışına yayılmamışsa tümör bu işlemle tamamen çıkarılır. Ancak bir kaç ani risk ve idrar kaçırma (üriner inkontinans) ile empotans da dahil, uzun süreli istenmeyen etkilerin görülme olasılığı söz konusudur.

Kemoterapi: Kanser prostat bezinin dışına yayıldığında ve hormon tedavisiyle başka tedaviler başarısız olduğunda tercih edilen bir seçenektir.

Radyasyon Tedavisi: Ameliyatın alternatifi olan bu tedavide kanser hücrelerini öldürmek için yüksek enerjili radyasyon kullanılır. Bu tedavi özellikle, tümörün prostat bezi boyunca yayıldığı, ancak hâlâ komşu dokularla sınırlı olduğu durumlarda yarar sağlayabilir. Olası yan etkileri, idrar yaparken rahatsızlık hissi, sık idrara çıkma ya da kanamalı ya da kanamasız ishaldir; ancak bunlar birkaç ay sonra kaybolmaktadırlar. Prostat kanseri için radyasyon tedavisi uygulanan erkeklerin çoğunda empotans görülür.

Hormon Tedavisi:Erkek cinsiyet hormonlarıyla kanser hücrelerinin yok edilmesi prostat kanserinin büyümesini yavaşlatır. Bu tedavide ya ameliyatla testisler alınır ya da ilaç uygulanır. Kanseri iyileştirmez, ancak büyümesini yavaşlatır ve genellikle kanser, prostat bezinin dışına yayılana kadar uygulanmaz. Tedavi kızarma, cinsel istek kaybı ve empotansa yol açabilir.

 

 

MİDE KANSERİ

Mide, sindirim sisteminin bir parçasıdır ve karnın üst sol kısmında diyaframın altında bulunur. Üst ucu yemek borusu ile bağlantılıdır, alt ucu ise, adına kapıcı dediğimiz, halka şeklindeki kapama kasları ile onikiparmak bağırsana bağlıdır.

Midedeki kötü huylu tümörler genellikle mukoza zarında gelişir ve % 95 oranında bez epitelinden (adenokarsinom) yola çıkar. Skuamöz epitel karsinomlar, lenfomlar – yani lenf dokusunda gelişen kanserler – ve kas yapısında gelişen sarkomlar daha ender görülür.

Hastalığa yeni yakalananların yılda toplam olarak yaklaşık 20.000 kişiyi bulduğu mide karsinomu, erkeklerde en sık görülen beşinci, kadınlarda ise en sık görülen dördüncü kötü huylu tümördür.

Mide Kanserinin nedenleri:

• Mide kanserinin oluşumunda beslenme alışkanlıkları önemli bir rol oynamaktadır.
• Beslenmeye dayalı iyi bilinen risk faktörleri; çok tuzlu yemeklerin sıklıkla yenilmesi ve taze meyve ve sebzenin az tüketilmesidir.
• Izgarada pişirilmiş, tütsülenmiş ve tuzlu salamura gıdaların sıklıkla yenmesi de riskli olabilmektedir. Izgara ve tütsüleme esnasında tam olmayan yanma sonucu kanseri tetikleyen maddeler oluşmaktadır (kanserojenler). Et ürünlerinin salamurası (tuzlama) yapılırken nitrat tuzları ve nitrit tuzları kullanılmaktadır. Bunlar, ısıtma esnasında veya mide içinde Nitrosaminleri oluştururlar ki, bunlarda kuvvetli birer kanserojendir. Nitrosaminler gıdaların bakteri veya mantarlarla teması esnasında da oluşabilmektedir.

Yukarıda bahsi edilen mide karsinomu vakalarındaki gerilemenin nedeni, soğutucu ve dondurucu araç ve gereçlerin (buzdolabı, derin dondurucu) genel olarak daha sık kullanılmaya başlanması ve taze meyve ve sebzenin daha kolay tedarik edilebilmesine dayandırılabilir. Tuzlamak gibi konservasyon metodları (yiyeceklerin bozulmasını önlemek) son on yıllarda dondurucu ve soğutucular ve/veya vakumlu steril ambalajlar sayesinde geri planda kalmıştır.
• Mide kanseri, kronik bir mide mukozası iltihabı şekli olan ve mide ülserinde sıklıkla ortaya çıkan helicobacter pylori bakterisinin sebep olabileceği atrofik gastritis ile bağlantılı olabilmektedir. Helicobacter enfeksiyonu ile mide kanseri arasında yakın bir bağlantı olasılığının çok olduğu kabul edilmektedir. Büyük bir olasılıkla midenin helicobacter ile uzun süreli bir istilası (enfeksiyonun çocuk yaşta gerçekleşmesi) daha yüksek bir risk oluşturmaktadır, bu nedenle yetişkin yaşta bu bakterinin ortadan kaldırılması rizikonun azaldığı anlamına gelmemektedir.
• Sigara ve aşırı alkol tüketimi risk faktörü olarak kabul edilmektedir, çünkü bunların tüketimi büyük bir olasılıkla mide mukozası iltihabına yani gastrite neden olabilmektedir. Adenomatöz mide polipleri de (mukoza bezlerinde başlangıçta iyi huylu oluşumlar) mide kanseri hastalığı için risk faktörleri arasındadır.
Örneğin bir ülser hastalığı nedeniyle midenin kısmen alınması da (günümüzde ender olarak uygulanmaktadır) mide kanseri riskini arttırmaktadır.
• Kalıtım yoluyla alınan genler de mide kanserinin oluşmasını destekleyebilir. Ancak burada iki tür mide karsinomu biribirinden ayrı tutulmalıdır: Biri, öncelikle sınırlı olarak büyüyen intestinal tür, diğeri ise difüz tür olanıdır ki, bu türü daha kötü huylu olup hızla çevredeki dokuları sarar. İntestinal türde daha çok beslenme faktörleri ön planda olurken, difüz türde genetik faktörler sorumlu tutulmaktadır.

Belirtiler

En sıklıkla,
• Hazımsızlık
• İştahsızlık
• Yemeklerden sonra şişkinlik hissi
• Kusma
• Yorgunluk
• Bağırsak işlevinde kan yada siyah dışkı
• Kilo kaybı

Teşhis

En emniyetli ve kesin sonuç veren muayene şekli, mikroskop (Histoloji) ile ayrıntılı incelemenin yapılması için doku örneklerinin de alınmasını sağlayan, daha önce bahsi edilen, mide içinin gözetlenmesidir (gastroskopi). Kuşkulu bölgenin derinlerinden ve kenarlarından alınan örnekler, olası kanserin mide duvarına ne kadar yayıldığını tespit etmeye yarar. Kontrast maddelerle mide ve bağırsaklara uygulanacak ilave bir röntgen muayenesi, mide duvarının geniş alanlarını da inceleme imkanı verir.

Tedavi

Mide kanserinde ameliyat, en önemli ve en belirleyici tedavi önlemidir. Buna ilave olarak kemoterapi ve bazı durumlarda ışın tedavisi (Radyoterapi) de uygulanmaktadır.

Tedaviden sonra ne oluyor?

Tedavinin tamamlanmasından sonra, yani ameliyattan sonra, erişilebilecek en iyi netice olarak, hastalar tümörlerinden tamamen kurtulmuş olurlar. Bundan sonraki tıbbi kontrolün amacı, tedavinin istenmeyen sonuçları ile olası bir geri dönüşü yani hastalığın olası yeniden nüksetme halini tespit etmektir. Genelde tedavi sonrası kontroller ilk zamanlar 3 ayda bir yapılır, 2 yıldan sonra ise 6 ayda bir gereklidir. Muayene normalde vücudun incelenmesini, laboratuar testlerini, röntgen ve ultrason muayenesini ve midenin bir bölümü alınmış ise bir de gastroskopiyi kapsar.

 

 

MEME KANSERİ

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserdir. Yaşam boyunca her on kadından birinde meme kanseri gelişmektedir. Yine kadınlarda; akciğer kanserinden sonra, en çok ölüme neden olan kanser meme kanseridir.

Meme hücrelerinden kaynağını alan kötü tabiatlı bir tümördür. Meme kanseri özellikle kadınların hastalığıdır. Ancak erkeklerde de meme kanseri görülebilir. Meme kanserli yüz kadın hastaya karşılık, meme kanserli bir erkek hastaya rastlanmaktadır.

Erken devrede teşhis ve tedavi edilen meme kanserli hastalarda iyileşme ve kanserden kurtulma oranı çok yüksektir (%95).

Meme Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Meme kanserinin belirtileri her hastada aynı değildir. Bazı kadınlarda görülebilen hiç bir belirti olmayabilir. Her kadında hastalık aynı seyri göstermeyebilir. Bazen hastalık ile ilgili belirtiler; kendi memelerini muayene eden kadınlar tarafından bulunamaz ve hekim kontrolünde tespit edilebilir. Bunun için muntazam hekim kontrolü ve mammografi çektirilmesi önemlidir.

Meme kanserinde; gözle ve elle yapılan muayenede tespit edilebilecek belirtiler şunlardır:

• Şişlik - Meme kanseri; hastaların büyük bir kısmında, memede çok defa ağrısız, küçük bir şiş şeklinde ortaya çıkar. Hastalık ilerledikçe şiş büyür.
• Memede büyüme, küçülme veya büzülme

Meme cildi ile ilgili belirtiler:

• Meme cildinde kırmızılık, morluk, genişlemiş damarlar
• Meme cildinde çöküntü (retraksiyon)
• Meme cildinde portakal kabuğu görünümü (ödem)
• Meme cildinde yara (ülserasyon)
• Meme cildinde küçük şişler

Meme başı ve onun çevresindeki renkli kısımla (areola) ilgili belirtiler:

• Meme başının çevresindeki renkli kısımda (areola) şekil, büyüklük ve renk bakımından değişiklik
• Meme başında: genişleme, düzleşme, içe doğru çökme, yön değiş¬tirme, kabuklanma, çatlak, kırmızılık ve yara
• Meme başından akıntı

Koltuk altında şiş

Belirtilen bu meme değişiklikleri ile birlikte ağrı olabilir veya olmayabilir. Memesinde yukarıda belirtilen belirtilerden birini veya bir kaçını fark eden bir kadın, paniğe kapılmadan ve ihmal etmeden hemen hekimine başvurmalıdır.

Meme kanserine risk faktörleri:

Otuzbeş yaş altı dönemde son derece seyrek olarak karşılaşılan meme kanserine yakalanma riskinin yaşla birlikte arttığı bilinmektedir. Çoğu meme kanseri 50 yaşın üstünde ortaya çıkmaktadır. Araştırmalar aşağıdaki durumlarda meme kanseri riskinin yükseldiğini ortaya koymaktadır: Daha önce meme kanseri geçirmiş kişiler. Bu kişilerde yeniden kansere yakalanma riski yükselmektedir.

• Aile öyküsü. Anne, kız, ya da kız kardeşte özellikle de genç yaşta meme kanseri öyküsü olan kişilerde meme kanserine yakalanma riski artmaktadır.
• Memelerde ortaya çıkan belirli değişiklikler. Meme dokusunda "atipik hiperplazi" ve "insitu lobuler karsinom" gibi tanı alan değişikliklerin bulunan kadınlarda meme kanseri riski yükselmektedir.
• Genetik. BRCA Ve BRCA2 gibi meme kanseri ile ilişkili olduğu gösterilmiş bulunan belirli genlerdeki değişikliklerin kanser oluşumuna yol açtığı bilinmektedir. Bazı durumlarda ilgili genleri inceleyen genetik testlerden tarama amacıyla yararlanılabilmektedir.

Meme kanseri ile ilişkili bulunan diğer bazı faktörler de şunlardır:

• Östrojen. Bilimsel kanıtlar, bir kadının östrojene maruz kalma süresi uzadıkça meme kanserine yakalanma olasılığının da artığını göstermektedir. Bu östrojen beden kaynaklı olabileceği gibi, dışardan da veriliyor olabilir. Erken dönemde adet görmeye başlayan (12 yaşından önce), ya da 55 yaşından daha sonra adetten kesilen kadınlarda, hiç çocuk sahibi olmayan kadınlarda, uzun süreli "hormon replasman tedavisi" alan kadınlarda meme kanseri riskinin arttığı bilinmektedir. Bütün bu durumlar, östrojen maruziyetinin arttığı durumlardır.
• Geç çocuk sahibi olma. İlk doğumunu 30 yaşının üzerinde yapan kadınlarda meme kanserine yakalanma riski yükselmektedir.
• Meme dokusu yoğunluğu. Meme dokusunda daha fazla miktarda lobül ve kanal bulunması, mamografilerde meme dokusunun daha yoğun görünmesine yol açmaktadır. Meme kanserinin yağ dokusunda değil lobül ya da kanal yapısında ortaya çıkması nedeniyle, bu yoğun görünüm veren memelerde kanser riskinin arttığı öne sürülmektedir. Ayrıca yoğun görünüm veren memelerde, kanserli oluşumların saptanmasının güçleşmesi de bu tür durumlarda özellikle dikkatli olunmasını gerektirmektedir.
• Radyasyon tedavisi. Meme dokusu radyasyona maruz kalan kadınlarda, özellikle de Hodgkin's hastalığı için radyasyon tedavisi alan kadınlarda meme kanseri riskinin arttığı saptanmıştır. Bu maruziyet ne kadar erken gerçekleşirse, yaşam boyu mem kanserine yakalanma riski o kadar yükselmektedir.
• Alkol. Bazı çalışmalarda alkol kullanan kadınlarda meme kanseri riskinin hafifçe yükseldiği iddia edilmektedir.
• Meme kanseri gelişen çoğu kadında yukarda sıralanan riskler bulunmamaktadır. Ancak yaşlandıkça meme kanseri riskinin artmakta olması en önemli risk faktörü olarak öne çıkmaktadır.

 

 

LÖSEMİ

Lösemi bir kanser türüdür. Kanser, sayısı 100'den fazla olan bir hastalık grubunun ortak adıdır. Kanserde iki önemli özellik bulunur. İlk önce bedendeki bazı hücreler anormalleşir. İkinci olarak, bu tür özellikler taşıyan hücreler aşırı bir miktarda çoğalmaya devam eder.
Lösemi kan hücrelerinin kanseridir. Lösemiyi anlayabilmek için normal kan hücrelerini ve lösemi ortaya çıkınca nelerin değiştiğini kısaca gözden geçirmek gerekir:
Lösemi, vücut tarafından, çok fazla sayıda, anormal beyaz kan hücrelerinin üretilmesi sonucu oluşan bir kanser türüdür.
Lösemi hücreleri oluşur oluşmaz aşırı derecede soluk soluğa kalma, çürük oluşumu gibi hastalık belirtileri ortaya çıkmaya başlar.

Kanser tek hastalık değil, hücrelerin, işlev görmelerini engelleyecek şekilde anormal düzeyde çoğaldığı bir hastalık grubudur. Kandaki beyaz hücrelerin kanseri olan lösemi, bu gruptaki hastalıklardan biridir. Lösemi, kemik iliğinde başlar ve vücudun diğer bölgelerine yayılabilir. Bu hastalık hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilir. Nedeni kesin bilinmemektedir.

Nedenleri

Löseminin sebebi bilinmemektedir ve bu alandaki araştırma devam etmektedir. Bazı faktörler riski arttırmaktadır.

Akut lösemi için risk faktörleri

• Radyasyona maruz kalma
• Benzene maruz kalma
• Sigara kullanma
• Bundan önceki kanser tedavileri
• Bazı kan hastalıkları
• Bazı genetik koşullar

Kronik lösemi için risk faktörleri

• Yaş
• Cinsiyet
• Aile geçmişi
• Elektromagnetik alanlara maruz kalma

Lösemi Tipleri

• Akut lenfositik lösemi- Löseminin bu tipi, kemik iliğindeki lenfosit adı verilen hücrelerden gelişir; hücreler hızla çoğalır ancak uygun şekilde olgunlaşmaz. Bu hastalık, hem çocuklarda hem de erişkinlerde görülebilmesine karşın, çocuklarda daha sıktır (çocukluk çağındaki lösemi vakalarının yaklaşık yarısı).

• Kronik lenfositik lösemi- Bu lösemi tipi de lenfositlerden gelişir. Hücreler olgun görünümdedir, ancak bazıları normal değildir. Hücreler çok uzun süre canlı kalarak lökositlerin artmasına yol açar. Bu tip lösemi neredeyse daima erişkinlerde görülür ve bu toplulukta en sık rastlanan lösemidir.

• Akut miyeloid lösemi- Bu hastalık, iki tip lökositten gelişir (granülosit ya da monosit). Çocuklarda ya da erişkinlerde görülebilir.

• Kronik miyeloid lösemi- Miyeloid löseminin başka bir şeklidir; bu tip lösemide lökositler (granülositler ya da monositler) anormal gelişir. Bu hastalık çocuklarda çok enderdir, ancak erişkinlerde daha sık görülür.

Belirtiler

Löseminin sık rastlanan belirtileri, ateş, üşüme, güçsüzlük ve yorgunluk, iştah ya da kilo kaybı, lenf düğümlerinin şişmesi ya da hassasiyeti, hafif travmalarla çürüme ya da kanama olması, dişetlerinde şişlik ya da kanama, gece terlemesi ve kemik ya da eklem ağrılarıdır. Belirtiler başlangıçta hafif olup giderek şiddetlenebilir. Bu tür belirtiler fark ettiğinizde doktorunuza başvurun.

Teşhis

Eğer lösemiden şüphelenildiyse test yapılmak üzere hastaneye yönlendirilirsiniz. Tıbbi durum ve belirtilerinizi saptayacak bir hematolog ile görüşürsünüz. Akut lösemili olmanız durumunda kan testleri, kemik iliği testi ve akciğer röntgenine başvurulur.

Kronik löseminin teşhisi DNA analizi, ultrason ve doku taramasında ilave edildiği benzer testler içerir,

Tedavi

Günümüzde lösemi tanısı konulan gerek erişkinler gerekse çocuklar tedavi edilebilmekte ve birçoğu iyileşebilmektedir. Genellikle uygulanan tedaviler şunlardır:

Kemoterapi- Kanser hücrelerini öldürmek amacıyla, damardan ya da ağız yoluyla ilaç verilmesidir; bu yöntem, löseminin neredeyse her tipinde temel tedavidir.

• Biyolojik tedaviler- Löseminin biyolojisini etkileyen ilaçlardır; bazı lösemi tiplerinde interferon ve Gleevec kullanılmaktadır; halen başka ilaçlar da geliştirilme aşamasındadır.
• Radyoterapi- Kanser hücreleri yüksek enerjili ışınlarla öldürülür.
• Kemik iliği nakli- Yüksek dozda kemoterapiden sonra, tedavi öncesinde hastanın kemik iliğinden ya da bir vericiden elde edilen sağlıklı hücreler, kemoterapi sırasında kaybedilen sağlıklı hücreleri telafi etmek üzere hastaya nakledilir.

Başarılı tedaviden sonra kanserin tekrar ortaya çıkmadığından (nüks) emin olmak ve tedavinin kısa ve uzun dönemli yan etkilerini kontrol etmek için, lösemi tedavisi gören hastaların düzenli aralıklarla izleme muayenesi yaptırmaları gerekir.

 

 

KOLON KANSERİ

Bağırsak kanseri kanserden ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alıyor. Belirti vermeyen ve yavaş ilerleyen hastalık özellikle 50 yaş ve üzerindekileri tehdit ediyor. Bugün sadece Amerika Birleşik Devletleri'nde kadın ya da erkeklerde yaşam boyu kolon kanserine yakalanma riski yüzde 6 civarında.

Nedenleri

Genetik bir rol oynasa da bağırsak kanserinin tam olarak nedeni bilinmemektedir.

Bu kanserin ailede görülüp görülmediği önemlidir. Eğer 45 yaşın altında bu teşhisin konulduğu birinci dereceden bir yakınınız ya da etkilenen iki tane birinci dereceden yakınınız varsa risk altında olup olmadığınıza dair doktorunuzdan bir tarama talebinde bulunun.

Yaşınıza bağlı olarak bağırsak kanserinde taşıdığınız risk: Teşhisteki ortalama yaş 70’dir. Fakat genç insanlarda da rastlanmaktadır.

Herkes kolon kanseri riski altındadır ancak 50 yaş ve üstündeki kişiler için risk artar. 50 yaşın üzerindekiler alkol alıyorsa, kırmızı et yemeyi tercih ediyorsa, sigara kullanıyorsa ve şişmansa onlar açısından tehdit daha da büyür. Genetik olarak bağırsak kanserine eğilimli olanların yüzde 75'i riskli grubuna girer.

Doktorunuza danışın

"Bağırsak kanserine yakalanma riskini azaltmak için akıllıca bir diyet nasıl yapılır?"
"Eşim son zamanlarda çok fazla miktarda kan kaybetti, buna sebep olan nedir?"
" Kız kardeşime bağırsak kanseri teşhisi kondu, bu konuda beni bekleyen zorluklar nelerdir?"
Korunma

• Bağırsak kanserinde diyetin önemli bir rolü olduğuna inanılır.
• Her gün en az beş porsiyon meyve ve sebze tüketimi, içerdikleri antioksidan vitamin ve mineraller sayesinde koruyucu rol üstlenir.
• Uygun seviyedeki egzersiz de bağırsak kanserine karşı koruyucu nitelik taşır.
• Folik asit, selenyum, kalsiyum ve D vitamini kullanmak, günde 1200 mg kalsiyum almak,
• Yağlı gıdalardan kaçınarak liften zengin besinler, sebze; meyve tüketmek kolon kanserini önleyici faktörler arasındadır.
• Sigara barsak kanseri riskini arttıran etmenlerin başında gelir. Bu açıdan riski azaltmak adına sigara içilmemelidir.

Belirtiler Aşağıdaki durumlardan herhangi biriyle karşılaşırsanız doktorunuz ile görüşün

• Dışkıda kan.
• Düzenli bağırsak hareketlerinde iki yada daha fazla süredir duyduğunuz kabızlık yada ishal gibi bir değişim.
• Karın ağrısı yada iki yada daha fazla süredir duyduğunuz bir rahatsızlık.
• Açıklanamayan kilo kaybı

Bazı insanlarda baş dönmesi, yorgunluk hissi, nefes almada zorluk görülür.

Teşhis ve tedavi Doktorunuz sizi tedavi için hastaneye sevk etme ihtiyacı duyar.

Hastanede uzman size kolonoskopi gibi çeşitli testler önerir. bir video kamera içeren, uzun hassas bir tüp rektum ve kolona kadar ilerletilir. Kalın bağırsağın tümünün incelenmesini içeren bir yöntemdir. Hasta bu işlem sırasında uyutulduğu için sanıldığının aksine korkulacak bir işlem değildir. Polip saptandığında işlem sırasında çıkartılır ve incelenmek üzere patolojiye gönderilir. Bir kez polip alınan kişinin daha sonra kolonoskopi ile düzenli olarak izlenmesi gerekir.

Eğer teşhis kanserse ana tedavi ameliyattır. Genellikle kanserli kısım alınır ve kalan kısmın iki ucu birleştirilir.

Ameliyat kadar kemoterapi ve radyoterapi de önerilir.

Göğüs ve kolon kanseri üzerine Kaliforniya üniversitesinde yapılan çalışma sonuçları tartışılmaz görülmektedir; buna göre düzenli egzersiz yapan kadınlarda göğüs kanseri riski anlamlı olarak azalmaktadır. Haftada düzenli olarak 1–3 saat arasında egzersiz yapan kadınların göğüs kanseri riski % 30, 4 saatten fazla egzersiz yapanlarda % 55 oranında azalmaktadır.

 

 

GIRTLAK KANSERİ

Gırtlak kanserinin nedenlerinin bilinmemesine rağmen, yaşam tarzının büyük rolü olduğu gözlemlenmektedir. Baş boyun kanserleri erken yakalanırsa tedavi edilebilirler. Baş boyun kanseri erken belirti vermesi özelliği erken tanı konulabilmesini sağlar. Muhtemel uyarıcı işaretleri bilmeli ve doktorunuzu mümkün olan en kısa zamanda uyarmalısınız.

Baş boyun kanserlerinin başarılı tedavisinin erken teşhise bağlı olduğunu unutmayın. Uyarıcı bir takım belirtilerin bilinmesi baş boyun kanserinde yaşamınızı kurtarır.

Erken tespit edilmeli ve tedavi edilmeli!

Nedenleri

Gırtlak kanserinin nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Fakat en sık rastlanan durumlar:
• Baş ve boyun kanserlerinin %30 kadar bir kısmı sigara kullanımı ve alkol gibi spesifik faktörlere uzun süre maruz kalmayla yakın ilişkilidir. Sigara ve içki kullanmayan erişkinlerde ağız ve boğaz kanserine neredeyse hiç rastlanmaz.
• Erkek olmak
• 55–65 yaşları arasında
• Sigara kullananlarda
• Alkol bağımlılarında.

Belirtiler

Çoğunlukla ses tellerinde ve ses kısıklığı şeklinde seste gözlenen değişikliklerdir.

Diğer belirtiler ses tellerinin altında ya da üstünde kendini gösterebilir ya da ses tellerinden yayılabilir:

• Geçmeyen bir boğaz ağrısı
• Kulak ağrısı
• Yutkunmada zorluk
• Nefes almada güçlük
• Boyunda bir şişlik
• Acı veren yutkunma
• Boğazda bir şişlik hissi
• Geçmeyen bir öksürük

Eğer kanser gırtlaktan yayılırsa, boyundaki lymph bezleri büyüyebilir.

Teşhis Eğer gırtlak kanserinden şüphelenildiyse boğaz, küçük uzun boyunlu bir ayna yada fiber-optik lambalı bir laringoskop ile muayene edilir. Eğer anormal olan yerler saptanırsa, lokal yada genel anestezi altında bir biyopsi alınır. Bu gırtlak kanserini tamamıyla tedavi etmek için tek yoldur.

Eğer kanser saptandıysa, tümörün büyüklüğünü ve hatta yayılıp yayılmadığını belirlemek için Radyolojik tanı röntgen , bir tomografi (yada CAT taraması) yada manyetik rezonans taraması (MRI) kullanılabilir.

Tedavi

Gırtlak kanserinin tedavi yöntemleri:

Radyoterapi – kanser hücrelerini öldürmek için yüksek enerjili x-ray ışınları kullanılır. Cerrahi müdahale -Lenf bezleri alınabilir. Gırtlak kanserinin ilk evrelerinde, lazer terapisi kullanılabilir.

Kemoterapi – kanserli hücreleri öldürmek için ilaç kullanılır.

Bir uzman grup gırtlak kanserli bir kişinin bakımından sorumlu tutulur. Bu takımda bir kulak, bir burun, bir boğaz (ENT) uzmanı; bir kanser uzmanı, bir radyoterapi uzmanı, bir kanser hemşiresi, bir diyetisyen, bir dişçi ve bir de konuşma terapisti yer alır.

İzlenen tedavide, özellikle bütün gırtlak temizlendiyse konuşma ve nefes alma konusunda bir uzman yardımı ve tavsiyesine ihtiyaç duyulur. Konuşmasına yardımcı olmak, ses oluşturmak için yemek borusuna özel bir elektronik alet kullanılması gerekir.

Teşhis ve tedavide manevi yardıma da ihtiyaç duyulur.

Dikkat !

Baş boyun kanserlerinin erken teşhisi ile tedavinin başarısı arasında çok büyük bir ilişki vardır. Buradaki tıbbi önerilerin çok sayıda insana ulaşmasıyla tedavi oranlarının yükseleceğine inanıyoruz. Baş boyun kanseri ile ilgili bir belirtinin varlığından şüpheleniyorsanız hemen bir doktora gidin.

 

 

CİLT KANSERİ

Cilt kanserleri özellikle erkeklerde en sık rastlanan kanser tipidir.

Cilt kanseri her yıl sayılarda görülen artışla beraber İngiltere’de en sık rastlanılan kanser türlerinden biridir.

Cilt kanserinin esas nedeni genellikle güneşten gelen ultraviole ışınlarıdır. Mor ötesi ışın veren elektrik lambaları ve bronzlaştırıcı suni ışık kaynakları da cilt kanserlerine neden olabilir.

Ultraviole ışınlarına karşı dünyayı koruyan ozon tabakasının incelmesinin de cilt Kanserlerinde ciddi bir artışa neden olduğu bilinen bir gerçektir.

En çok risk altında olanlar

— Açık tenliler,
— Ciltlerinde kolayca çillenme olanlar,
— Çok fazla sayıda - beni - olanlar ve bunların değişik şekil ve boyutta olması,
—Ailesinde cilt kanseri bulunanlar,
— Açık havada çalışmak ve eğlenmek için çok fazla zaman geçirenler,
— Ekvatora yakın, yüksek rakımlı veya yıl boyunca şiddetli güneş ışığına maruz kalanlar. Bunların dışında,
— Herhangi bir sebeple radyoaktif ışın tedavisi (radyoterapi) uygulamaları,
— Uzun yıllar iyileşmeden kalan açık yaralar,
— Katran, zift, arsenik vs. gibi kimyasal karsinojen maddelere kronik şekilde maruz kalma,
— Kronik mikro travmalara maruz kalma gibi nedenlerle de deri kanserleri gelişebilir.

TİPLERİ NELERDİR?

1. Epidermisteki bazal hücrelerden kaynaklanan Bazal Hücreli Kanser (BCC)
2. Skuamöz hücrelerden kaynaklanan Skuamöz Hücreli Kanser (SeC)

3. Melanin hücrelerinden kaynaklanan Malign Melanoma (MM)

BCC; en sık rastlanan cilt kanseridir. Yavaş seyreder. Nadiren başka bölgelere yayılır. Eğer tedavi edilmez se cilt altına ilerleyip kemik ve diğer dokulara atlayabilir. Bu açıdan en tehlikeli olanları göz çevresindekilerdir. BCC nadiren hayatı tehdit eder.

SCC; sık rastlanan diğer bir cilt kanseri tipidir. Dudaklar, yüz ve kulaklarda sık rastlanır. Lenf bezlerine bazen de iç organlara yayılabilir. sce eğer tedavi edilmez se hayatı tehdit eder duruma gelir.

Cilt kanserlerinin üçüncü tipi olan malign melanomalara daha az rastlanır. Ancak özellikle güneşli bölgelerde yaşayanlarda sıklığı giderek artmaktadır. Cilt kanserlerinin en tehlikeli tipidir. Ancak erken teşhis edilirse tam olarak tedavi edilebilme şansı vardır. Teşhis ve tedavide gecikme genellikle ölümcül olmaktadır.

Önlemler

• En iyi korunma yöntemi güneş ışığına uzun süre maruz kalmamaktır.
• Bronzlaşana kadar güneşlenmek zorunda değilsiniz. Yürüyüş yaparken, alışveriş esnasında ya da camların açık olduğu anda araç kullanırken yeteri kadar güneşten yararlanabilirsiniz.
• Günün hangi saatinde nerede olduğunuz da önemlidir. Nisan la Ekim arasında günün belirli saatlerinde UV radyasyon yoğunluğunda artış gözlenir.
• Kendinizi ve çocuklarınızı korumanız için yapmanız gerekenler:
• 11.00 ile 15.00 saatleri arasında dışarı çıkmaktan kaçının
• Geniş gölgelikli bir şapka ve güneş gözlüğüyle dışarı çıkın
• Düzenli olarak yüksek faktörlü koruyucular kullanın
• Yüksek ateşi önlemek için bol miktarda su için
• Güneş lambaları ya da yatakları kullanmaktan kaçının.

Tedavi Tedavi kanserin tipine, büyüme evresine, yerleşim yerine göre değişmektedir.
Eğer kanser küçük ise işlem ayaktan, lokal anestezi altında kolayca yapılabilir. Bu küçük ve az tehlikeli tiplerde kazıma (küretaj) veya elektrik akımı ile kanser hücrelerini yoketme (dessikasyon) işlemleri de yapılabilir. Ancak bu metotların tedavi açısından güvenilirliği az, iz bırakma ve deformasyon yapma ihtimalleri fazladır.
Kanser büyükse, lenf nodlarına veya vücudun başka bir bölgesine yayılmışsa büyük cerrahi işlemlere ihtiyaç duyulabilir.
Cilt kanserlerinde muhtemel diğer tedavi seçenekleri kriyoterapi (kanser hücrelerinin dondurularak tahrip edilmesi), radyoterapi (ışın tedavisi), kemoterapi (antikanser ilaçların verilmesi)'dir.
Tedaviye başlamadan önce bu yöntemleri doktorunuzla beraber değerlendirmeli ve Aşağıdaki sorulara cevaplar aramalısınız.

— Tümörün yok edilmesi açısından hangi tedavi yöntemi daha güvenlidir?
— Hangi seçenek size daha uygundur?
— Sizdeki kanser tipi için ne kadar etkilidir?
— Olası riskleri ve yan etkileri nelerdir?
— Beklediğiniz fonksiyonel ve kozmetik sonuçlar ne kadar elde edilebilir?

 

 

YUMURTALIK KANSERİ

Yumurtalık kanseri, kadın üreme organları kanserleri içinde en zor tedavi edilenidir. Yaklaşık 1000 kadından 12'sinde bu kansere rastlanabilir. Hastalar genelde 40 yaşından daha yaşlıdırlar. Yumurtalık kanserinin bir kötü özelliği başladığında pek bir şikayete neden olmamasıdır.
Her yaşta görülebilmesine rağmen en fazla 45 yaşından sonra rastlanır. 75-79 yaşlar arasında pik yapar.
İngiltere’de her yıl 6.800 civarındaki kadına yumurtalık kanseri teşhisi konur. Bu herhangi bir yaşta meydana gelebilir fakat en çok görülen dönem menopoz sonrasıdır ve teşhisinin zor olduğu söylenmektedir.

Yumurtalık kanseri nedir?

Yumurtalık kanserinin birçok türü vardır fakat %90 EPİTELYAL yumurtalık kanseri yada yumurta üst yüzey tabakası kanseri oluşturur.
Yumurtalık kanseri teşhisi konmuş kadınların %40–50 si beş yıl sonra dahi hala hayattadır. Erken teşhis durumunda hayatta kalanların oranı oldukça yüksektir.

Nedenleri

Yumurtalık kanserine neden olan etkenler tam olarak bilinmezken yakalanma riskini arttıran etmenler aşağıdaki gibi ifade edilebilir:
Hatalı genler yumurtalık kanseri taşıma riskini arttırır.
Diğer muhtemel risk faktörleri kısırlık tedavisi, ağır diyetler ve genital alanda talk pudrası kullanmaktır.

Kaynağı hakkında bir takım ipuçları olmasına rağmen, bilim adamları yumurtalık kanserinin nedenleri hakkında henüz yeterli bilgiye sahip değillerdir. Yakın bir akrabada bu hastalığın görülmesi, kanserin oluşma riskini artıran faktörlerden biridir. Uzmanlar, genetik yatkınlığa sahip kadınlara kanserin teşhisi için gerekli olan görüntüleme, kan ya da ultrason gibi testleri hayatlarının belli dönemlerinde rutin olarak yaptırılması gerekliliğini vurguluyorlar. Hiç çocuğu olmamış kadınların doğum yapmış kadınlara oranla daha fazla yumurtalık kanseri riski taşıdığı ve yine 50 yaş üzerindeki kadınlarda yumurtalık kanserinin daha sık görüldüğü belirten uzmanlar yaşı ilerlemiş bayanların genç bayanlara oranla yumurtalık kanseri açısında daha fazla risk taşıdıkları belirtiliyor. Yine daha önce meme kanseri geçirmiş kadınların ileride Yumurtalık kanserine de yakalanma olasılıkları, hiç meme kanserine yakalanmamış kadınlara nazaran riskin iki kat daha fazla olduğu belirtiliyor.

Belirtiler

Belirtiler özellikle ilk safhalarda genellikle anlaşılmaz. Bazı kadınlarda hiçbir evrede bir belirtiye rastlanmaz. Fakat ilk belirtiler karnın alt ya da yan kısmında ağrı ve şişkinlik hissidir.
İleriki safhalarda iştahsızlık, mide bulantısı, kilo kaybı, yorgunluk ve kısa soluk alıp verme gözlenebilir.

Teşhis

Yumurtalık kanserinin teşhisi oldukça zordur ve birçok kadın belirtileri için farklı ifadeler kullanırlar.

Tedavi

Yumurtalık kanserine yakalanmış birçok kadın için tümörü uzaklaştırmak amacıyla ameliyat önerilir. Bazıları ise kemoterapi ve/veya radyoterapi görebilmektedir. Önerilen tedavi yumurtalık kanserinin türüne, yayılma hızına ve sağlık durumunuza göre belirlenir.

 

 

AKCİĞER KANSERİ

Akciğer kanseri Avrupa da günde ortalama 92 kişinin ölümüne neden olan ölümcül bir kanserdir. Kanserler genellikle ilk ortaya çıktığı dokuya göre adlandırılır. Akciğer kanseri ilk önce akciğerde başlar. Akciğer kanseri bir enfeksiyon değildir ve bir insandan diğerine geçemez.

Her yıl yeni ortaya çıkan hasta sayıları tüm dünyada artmaya devam etmektedir. 2006 yılında dünyada 2 milyon yeni akciğer kanseri saptanacağı, bunların %60’ının gelişmekte olan ülkelerde olacağı hesaplanmaktadır. Artış hızı özellikle kadınlarda daha belirgindir.

Nedenleri

• Sigara kullanımı yaklaşık olarak tüm akciğer kanserlerinin nedenidir.
• Sigara kullanan insanlar kadar içmeyenlerde inhalasyon yoluyla sigaradan etkileniyorlarsa risk altındadır.
• Asbest, uranyum, krom ve nikel gibi kimyasallara bağlı olarak da akciğer kanseri ortaya çıkabilir.
• Geçirilmiş tüberküloz (verem) nedbe dokusu üzerinde akciğer kanserleri gelişebilir.
• Ailede akciğer kanseri olması akciğer kanserine yakalanma riskini arttırmaktadır.

Akciğer kanserinin başlıca nedeni sigaradır. Tüm akciğer kanserlerinin %80-90’ı tek başına sigaraya bağlıdır. Risk sigara içme süresi, toplam içilen sigara, başlama yaşı ve içilen sigaranın tipine göre değişir.

Sigara içen bir kadının akciğer kanserine yakalanma riski içmeyen bir kadına göre 1,5–153 kat daha fazladır. Ayrıca, aynı miktar sigaraya maruz kalan kadınların erkeklere göre 1,5–3 kat daha fazla akciğer kanserine yakalanma riskleri olduğu hesaplanmıştır.

Aktif sigaradan sonra akciğer kanserinin en önemli ikinci risk faktörü pasif sigara maruziyeti veya diğer isimler olarak çevresel sigara maruziyeti veya dumanaltı olmaktır. Pasif sigara maruziyetinin tek başına ortalama 1.2-1.3 kat riski arttırdığı bildirilmektedir.

Ailede akciğer kanseri olması akciğer kanserine yakalanma riskini arttırmaktadır. Ailede akciğer kanseri olan ve hiç sigara içmemiş bir kadının akciğer kanseri riski 2.8 kat artmış iken; ailede akciğer kanseri olmayan ve sigara içen bir kadında bu risk 11.3 kat artmıştır; ailede akciğer kanseri olan ve sigara içen bir kadında ise bu riskin 30 kat arttığı gösterilmiştir.

Ayrıca asbestos denen tozlarla uğraşan işlerde çalışan kişilerde, çeşitli kimyasal maddelerle çalışılan iş kollarında çalışanlarda, daha önce akciğerden hastalık geçiren ve akciğerde nedbe dokusu gelişen kişilerde akciğer kanseri riski artmaktadır.

Bazı beslenme özelliklerinin de akciğer kanseri riskini etkileyebileceği bilinmektedir. Ayrıca motorlu taşıtlara, fabrika bacalarına bağlı hava kirliliklerinin, evlerde uygun olmayan şekilde odun-kömür yakarak ısınmanın kanser yapıcı maddelerin oluşmasına neden olduğu gösterilmiştir. Hava kirliliğinin akciğer kanseri riskini arttırabileceği düşünülmektedir ancak riskin derecesi belirlenememiştir.

Çevresel radon maruziyetinin de akciğer kanseri gelişimi ile ilişkili olabileceği, coğrafi olarak akciğer kanseri yüksekliğine yol açabileceği bilinmektedir. Küçük hücreli akciğer kanseri genellikle sigara içen veya içmiş olan kişilerde bulunmaktadır. Bu birliktelik bazı araştırmalarda %98’lere kadar çıkmaktadır.

Hızlandıran etken

Eğer bir insan sigarayı bırakırsa akciğer kanserine yakalanma riski de azalır bu nedenle taşıyacağı risk, yaklaşık 15 yıl içinde sigara kullanmayanlarla aynı orana ulaşır.

Belirtiler

Eğer aşağıdaki ya da benzer belirtilere sahipseniz doktorunuzla görüşün.

• Uzun süreli ve geçmeyen öksürük
• Kısa soluk alıp verme
• Kanlı balgam
• Göğüste rahatsızlık
• İştahsızlık ve kilo kaybı
• Öksürük, balgam, kanlı balgam, göğüs ağrısı, akciğer iltihabı, göğüs kafesi içine sıvı birikmesi, ses kısıklığı, tümörün damar basısı nedeniyle göğüs üst bölümünde boyunda ve başta ortaya çıkan ödem (şişlik)
• Kemiğe yayılım sonrası kemik ağrıları, kanda kalsiyum artışı ve buna bağlı belirtiler
• Karaciğere yayılım sonrası, karaciğer büyüklüğü, ağrı ve ateş,
• Beyne yayılım sonrası, bazı nörolojik belirtiler ve nöbetler,
• Bazı hormonların tümör tarafından anormal salgılanması nedeniyle çeşitli hormonal bozukluklar

Teşhis

Göğüs kanseri için etkili bir tarama henüz bulunmamaktadır.
Akciğer kanserini teşhis etmek için birçok test yapılır. Bunlar:

• Göğüs röntgeni (akciğer grafisi), bilgisayarlı tomografi
• Balgam sitolojisi (hücre incelenmesi)
• Bronkoskopi (hava yollarına özel aletle bakılması)
• Biopsi (incelenmek üzere parça alınması)
• Diğer organ metastazlarına (organ yayılması) yönelik ileri tetkikler sonrası akciğer kanseri tanısı konur.

Tedavi

Tümörün büyüklüğüne, yayılımına ve patolojik tipine bağlı olarak tedavide:

• Cerrahi
• Kemoterapi (ilaç tedavisi)
• Radyoterapi (ışın tedavisi) önemli yerler tutmaktadır.

Akciğerlerde başlayan kanserler 2 tipe ayrılırlar. Mikroskop altında hücrelerin görüntüsüne göre küçük olmayan hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli akciğer kanseri. Her tip akciğer kanseri farklı şekilde büyür, gelişir ve tedavi edilir.

 







İlgili yazilara ulaşmak için




Balıklar |  Çikolata |  Evcil Kedi |  Evcil Köpek |  Evcil Kuş |  Fotoğrafçılık |  İzle Haber |  Klipler |  Konut |  Makyaj Sanatı |  Oyun |  Radyo TV Canlı |  Şifa Bitkileri |  Umut Sanat |  Video News |  Yemek Tarifleri |